Haberler

Hırıltılı-Hışıltılı Çocuk

Çocuklardaki önemli problemlerden biride akciğerlerde duyulan hırıltıdır. Hırıltı kelimesi bazen hışıltı olarak da ifade edilir. Hırıltı akciğerlerde bronşların daralması sonucu ortaya çıkan bir durumdur. En sık neden solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı bronşiolittir.

Hırıltı

Akciğerde bulunan hava keselerinin girişinin daralması sonrası gelişir ve hava keselererindeki hava çıkmakta zorlanır. Sonuç olarak ıslık sesi gibi bir ses duyulur. Bu sese hırıltı (hışıltı) denir. Hırlayan çocuklara da hırıltılı çocuk denir.

Hırıltı birçok hastalıkta görülebilen bir durumdur. Solunum yolu enfeksiyonları özellikle küçük bebeklerde bronşları etkiler ve daralma yapabilir. Bunun sonucu da akciğerlerde ıslık çalma gibi bir ses duyulabilir. Bronşiolit gibi bir akciğer enfeksiyonu sonucu olabildiği gibi reflü, doğuştan gelen soluk borusu bozuklukları, bağışıklık sistemi hastalıklar, soluk borusuna kaçmış yabancı cisimler gibi birçok nedene bağlı hırıltı olabilmektedir.

Hırıltı Çocuk nedir?

1 aydan daha uzun süren veya, üç veya üçten fazla hırıltı olan çocuklara hırıltılı çocuk denir.

Bebeklerdeki Hırıltı Tipleri

  • Geçici erken hırıltılı bebekler
  • Alerjik olmayan çocuklarda hırıltı
  • Alerjik olan çocuklarda hırıltı

Hırıltısı olan bebeklerin Çocuk Alerji ve İmmünoloji hastalıkları konusunda uzmanlar tarafından teşhis edilip tedavi edilmesi çok önemlidir.

More

Ürtiker-Anjioödem

 

Ürtiker bir hastalık değil, belirtidir. Ürtiker, deriden kabarık, basmakla solan, etrafı kızarık, sınırları belirgin kaşıntılı döküntülerdir. Yaşamı boyunca her dört kişiden biri en az bir kez ürtiker geçirmiştir. Bu döküntüler bir günden fazla sürmez. Kaybolur ve tekrar vücudun başka yerinde çıkar.

Ürtiker, bazı hücrelerimizden (mast hücresi) salınan histamin’in etkisiyle ortaya çıkar. Histamin, damarlarda genişlemeye, damar duvarında geçirgenliğin artışına ve dolayısıyla damar dışına sıvı çıkışına neden olur. Bunun sonucunda cildimizde şişlikler ve kızarıklıklar oluşur. Eğer sıvı çıkışı cilt altına olursa anjioödem olarak adlandırılır. Cilt altı dokusu göz çevresi, ağız ve genital bölgelerimizde daha gevşek olduğu için anjioödem daha çok buralarda görülür.

Ürtiker süreye bağlı olarak iki başlık altında incelenir.

  • Akut ürtiker
  • Kronik Ürtiker

Altı haftadan daha uzun sürerse kronik ürtiker olarak adlandırıyoruz. Akut ile kronik arasındaki fark sadece süre ile kısıtlı değildir. Akut ve kronik ürtiker nedenleri birbirinden oldukça farklıdır.

Akut ürtiker besinler ya da ilaçlara bağlı alerjik reaksiyonlar ve enfeksiyonlar sırasında ortaya çıkabilir. Genellikle 2-3 hafta içerisinde kendiliğinden geçer.

Kronik ürtiker hastalarının ancak %25’inde şikayetler dış etkenlere bağlı olarak gelişmektedir. Bu etkenler fiziksel, kontakt ve kolinerjik olarak alt tipleri oluşturmaktadır. Soğuk, su, güneş ışıkları, basınca maruz kalınması ye da egzersiz gibi durumlar ürtikerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bunun dışındaki çoğu vakada neden tam olarak saptanamaz. Bu hastaların bir kısmında oto antikorlar (IgE reseptörüne karşı) saptanabilir.

Fiziksel Nedenlere Bağlı Ürtikerler

Semptomatik Dermografizm Sert bir cisimle (kalem, tırnak ucu) çizildiğinde ödem ve kızarıklık oluşur.
Geç Basınç ürtikeri Vücudun herhangi bir bölgesine basınç uygulandıktan yarım saat-12 saat sonra bulgular ortaya çıkar (Sıkı çorap boğumlarında, ağır sırt çantası vb taşındığında)
Kolinerjik ürtiker Egzersiz, sıcak su, baharatlı yiyecekler ve heyecanlandığımızda vücut ısısının artmasına bağlı ortaya çıkar
Soğuk kontakt ürtiker Soğuk havaya, suya ya da cisme dokunulduğunda görülebilir
Sıcak kontakt ürtiker Sıcak cisimlere, suya ya da havaya maruz kalındığında görülür.
Egzesize bağlı Egzersiz sırasında ve sonrasında görülür
Aquajenik ürtiker Herhangi bir sıcaklıkta su ile temas edildiğinde (yüz-el yıkama) ortaya çıkar
Solar ürtiker Belirli dalga boyunda güneş ışığına maruz kalındığında ortaya çıkar
Vibratuvar ürtiker Vibrasyon yapan makinalara temas edildiğinde (mikser kullanmak, bisiklete binmek vs)

Ürtiker Semptom ve Bulgular

Ürtiker ciltte şişlik, kızarıklık ve kaşıntının belirgin olduğu etrafı sınırlı döküntülerdir. Basmakla solarlar ve her döküntü 24 saatten daha kısa sürer, yenisi çıkabilir. Ürtiker ile birlikte çoğu zaman anjioödem bulguları görülebilir. Dudaklarda, göz çevresinde ve genital bölgede şişlikler hastaların çoğunda görülebilir.

Semptomlar geceleri hastaları daha çok rahatsız eder. Yaşam kaliteleri (okul, iş, sosyal yaşam) olumsuz etkilenir. Ürtiker ile beraber bazı hastalarda ateş, eklem ağrıları gibi bulgular görülebilir.

Ürtiker Tanı

Hastalığın tanısında öykü çok önemlidir. Hastaların bazıları şikayeti olmadığı dönemde geldikleri için ürtikerin hasta tarafından iyi tanımlanması gerekir. Basmakla solması, ürtikerin düzelme süresi, şikayetlerinin ne zamandan beri olduğu (akut, kronik ayırımı için) çok önemlidir. Bu aşamada hastalara karışıklığa neden olmamak için döküntülerinin fotoğrafını çekmelerini tavsiye edebiliriz. Ürtikerin hangi şartlarda ortaya çıktığı (besinler, ilaçlar, fiziksel nedenler) iyi tanımlanmalıdır. Bu bilgiler tanısal işlemler için hekime yol gösterici olacaktır.

Şikayetlerinin yaşam kalitesini (okul, iş ya da sosyal yaşam) nasıl etkilediği bilinmelidir.

Ürtikeri olan hastalarda tanısal işlemlerin temelini hastanın öyküsü oluşturmaktır. Tanıya yönelik olarak yapılacak testler ne yazık ki bize pek yardımcı olmamaktadır. Laboratuvar analizleri olası etiyolojik nedenleri araştırmak amacıyla yapılmaktadır.

Rutin uygulamada kan sayımı dışında öyküde alerjik reaksiyonlar düşünülüyorsa deri prik testleri yapılabilir. Kronik ürtikerde otoimmüniteyi göstermek amacıyla otolog serum testi yapılabilir. Bu test ile hastanın IgE reseptörlerine karşı antikor varlığı gösterilebilir. Dışkıda parazit ve otoimmün hastalıklar (troidit, Sistemik lupus eritematozis, Romatoid artrit) açısından laboratuvar testleri yapılabilir.

Cilt biyopsisi kronik ürtikerli hastalarda önerilmez. Ancak ayırıcı tanı amacıyla yapılabilir.

Tanısal testler daha çok fiziksel nedenler ile ortaya çıkan ürtikerler için yapılabilir. Bu testler her duruma özgü olarak tanımlanmıştır. Testler için tıklayınız.

Ürtiker Tedavi

Ürtikerin nedeni belirlenebilirse ondan kaçınmak tedavinin esasını oluşturmaktadır. Antihistaminik ilaçlar ürtikeri ve anjioödemi kontrol etmede başarılıdır. Antihistaminik ilaçlar histamin’in etkisini bloke ederek kaşıntıyı ve ürtikerin tekrarlamasını önler.

Eğer standart tedaviye rağmen şikayetleriniz kontrol edilemiyorsa doktorunuz ilaçlarınızda düzenleme yapacaktır. Alternatif ilaçlara geçebilir ya da doz artırımı yapabilir. Kullandığınız ilaçlara bağlı semptomlar ortaya çıkıyorsa (ACE inhibitörleri vs) ilacınızın hekiminiz tarafından bir diğerine değiştirilmesi gerekir.

Kronik ürtikeri olan hastalarda çoğu zaman semptomları kontrol etmede başarılı olamayabiliriz. Son yıllarda anti-IgE tedavisi ile iyi sonuçlar alınmaktadır.

 

More

Primer (doğuştan gelen) immün yetmezlik

 

İmmün Yetmezlik Düşündüren 10 Klinik Bulgu.

  •              Yılda sekizden fazla üst solunum yolu enfeksiyonu,
  •              Yılda  2 sinüs infeksiyonu,
  •              2 ay veya daha fazla antibiyotik kullanımı,
  •              Yılda   2 pnömoni,
  •              Gelişme geriliği,
  •              Tekrarlayan cilt veya organ abseleri,
  •              Persistan oral moniliazis,
  •              IV tedavi gereksinimi,
  •              İki veya daha fazla derin doku infeksiyonu,
  •              Fırsatçı mikroorganizmalarla enfeksiyon,
  •              Aile öyküsü,

 

Bağışıklık sistemimizi oluşturan elemanlardan herhangi birinin yokluğu ya da fonksiyon bozukluğu immün yetmezlik hastalıkları olarak adlandırılır. Bu hastalıklar kalıtsal ya da genetik nedenlere bağlı geliştiğinde primer immün yetmezlik olarak adlandırılır. Şimdiye kadar oldukça fazla sayıda primer immün yetmezlik tipi tanımlanmıştır.

Bağışıklık sistemimiz başlıca akyuvar olarak adlandırdığımız hücrelerimizden oluşmaktadır. Bu hücreler vücudumuza giren yabancı ve zararlı mikroplara (bakteri, virüs, mantar vb) karşı korurlar. Yabancı ve zararlı bu etkenlerle mücadele ederken direkt olarak yok edebilir ya da özgün antikorlar üreterek etkisizleştirmeye çalışır.bu mücadelede kompleman olarak bilinen proteinlerde yardımcı olurlar.

Bağışıklık sistemimizi oluşturan hücreler ya da proteinlerin eksikliği yanında fonksiyon bozukluklarında vücudumuza giren zararlı etkenlere karşı mücadelede zafiyetler başlar. Bu hastaların en belirgin özelliği tekrarlayan, ağır ve komplikasyonlarla seyreden enfeksiyonlar geçirmeleridir. Bu enfeksiyonlar akciğerlerde, kulakta, sinüslerde, karaciğerde, sindirim sisteminde, ciltte, lenf bezlerinde, beyin ve kemiklerde ortaya çıkabilir.

Bazı immün yetmezlikler ile beraber kardiyovasküler sistemde doğuştan anormallikler, endokrin sistem bozuklukları, otoimmün hastalıklarda görülebilir.

Primer İmmün Yetmezliklerde Semptomlar ve Tanı

Ağır immün yetmezlik durumlarında semptomlar çok erken başlayabilir. Özellikle T lenfositlerine bağlı Primer İmmün Yetmezlikliği olan hastalarda hayatın ilk aylarında ağır enfeksiyonlarla belirti verirler. B lenfositlerine bağlı belirtiler anneden geçen antikorların koruyucu etkilerinin geçmesi ile yani 6.aydan sonra ortaya çıkabilir.

Primer immün yetmezlikleri düşündüren belirtiler

  • Tekrarlayan, tedavisi zor, hayatı tehdit eden ve olağan dışı mikroplarla oluşan enfeksiyonlar
  • Büyüme gelişme geriliği
  • Tekrarlayan pnömoni, sinüzit ve kulak enfeksiyonları
  • Tedaviye dirençli durumlar
  • Ciltte ya da iç organlarda apse oluşumu
  • Ailede primer immün yetmezlik hastalığı öyküsü
  • Otoimmün hastalıklar
  • Lenf bezlerinde ve dalak büyümesi

Bazı immün yetmezlikler bir nedene bağlı olarak edinsel nedenler ile de gelişebilir. HIV virüsünün neden olduğu AIDS hastalarında olduğu gibi ya da sistemik olarak uzun ve yüksek doz kortikosteroid tedavisi alanlarda, kemoterapi gören kanser hastalarında ve ağır yanıklarda da immün yetmezlik görülebilir.

Primer İmmün Yetmezliklerde Tedavi

Primer İmmün Yetmezliklerde hastalığa neden olan mekanizmaları daha iyi anladıkça tedavi metotları da geliştirilmektedir. Öncelikle kalıtsal geçiş gösteren durumlarda bunu önleyici tedbirler alınmalıdır. Tarama testleri geliştirilerek hastaların daha semptomları ortaya çıkmadan tanınması tedavi başarısı için çok önemlidir.

Son yıllarda nakil işlemlerinin (kemik iliği, kök hücre, timüs) gerçekleşmesi ile önemli mesafe alınmıştır. Ülkemizde de bu nakiller başarıyla yapılmaktadır. Diğer yandan immünoglobülin replasman tedavisi ile koruyucu antikorlar verilerek enfeksiyonlara karşı önemli bir başarı yakalanmıştır.

Son yıllarda özgün gen tedavisi bazı primer immün yetmezlik tiplerinde başarılı sonuçlar vermektedir.

İmmünoglobülin (IgG) Destek Tedavisi

İmmünoglobülin (IgG) kandaki antikorlarımızdan birisidir. Bu antikorların hastalara verilmesi ile enfeksiyonlara karşı vücudumuzun verdiği yanıt güçlendirilir. Primer immün yetmezliği olan hastalar bu tedaviden oldukça fayda görürler.

Bu antikorlar (IgG) kandan saflaştırılarak elde edilir. İnsanlardan elde edildiği için potansiyel olarak kan yoluyla geçebilecek hastalıklara karşı oldukça yüksek teknoloji kullanılarak olası enfeksiyon yapan ajanlardan temizlenir.

IgG hem damar yolundan hem de cilt altına enjeksiyon ile verilir. Yan etkileri nadirdir. Baş ağrısı ve alerjik reaksiyon görülebilir.

More

Çocukluk Döneminde Anafilaksi

Anafilaksi “şiddetli, yaşamı tehdit edebilen allerjik  reaksiyon” olarak tanımlanır. Allerjinin ölümcül olabilen  formu olarak kabul edilir.Çocukluk çağında  nadir raslanır. Ancak  anafilaksi sıklığında son yıllarda özellikle okul çocukları arasında artış gözlenmiştir..

SEBEBLERİ NELERDİR?

Çocuklarda anafilaksinin en önemli nedeni  besinlerdir. Besinler, çocuklarda oluşan anafilaktik reaksiyonların yarısından sorumludur. Özellikle süt ve süt ürünleri, yumurta, kabuklu-yağlı kuru yemişler ve balık başta olmak üzere pek çok besinle anafilaksi ortaya çıkabilir.

İlaçlar, özellikle penisilin grubu antibiyotikler ve arı sokmaları da önemli birer anafilaksi sebebidir. Ayrıca kas gevşeticiler, kan ürünleri, tıbbi malzemelerin içeriğinde bulunan  lateks, spesifik allerjen immünoterapi (allerji aşıları) ve nadir de olsa çocukluk aşıları anafilaksiye yol açabilir. Bazı olgularda neden saptanamaz.

NASIL  TANI KONUR

Anafilaksi tanısı esas olarak klinik bulgularla konulur. Belirtiler dakikalar-saatler içinde ortaya çıkabilir. Genellikle böcek sokmaları ve enjeksiyonlar sonrasında oluşan reaksiyonlar birkaç dakikada, besinlerle oluşanlar ise  daha geç ortaya çıkma eğilimindedir.

Yüzde ani kızarıklık, deride yaygın kaşıntı,döküntü ,dil,dudak ve göz kapaklarında şişlik,ses kısıklığı,boğaz ve göğüste hırıltı,öksürük,nefes darlığı,bulantı,kusma ve karın ağrısı,çarpıntı,tansiyon düşüklüğü ve şuur kaybı anafilaksinin önemli belirtileridir.Deri belirtileri, çocuklarda anafilaksi sırasında en sık görülen bulgudur. Ancak, deri belirtileri olmadan da şiddetli reaksiyonların görülebileceği, ancak tanı için en az iki farklı organ veya  sistem tutulumunun şart olduğu unutulmamalıdır.

TANIDA  HANGİ YÖNTEMLER  KULLANILIR? 

Laboratuvar yöntemleri anafilaksi tanısında sınırlı bir öneme sahiptir. Bazı kan ve idrar  tetkikleri tanıda yardımcı olabilir.. Ancak, bu tetkiklerin hastane ortamında saptanan vakalarda işe yarayabileceği, anafilaksi tanısının esas olarak klinik olarak konulabileceği unutulmamalıdır.

KORUNMA  MÜMKÜN MÜDÜR?

Anafilaksnin, ne zaman ortaya çıkacağı  öngörülemediği için olası reaksiyonlar için önceden hazırlıklı olmak gerekir..

Hastaların ve anne-babaların risk faktörleri yönünden uyarılmaları, bilinen ilaçlar, besinler ve arı venomu gibi allerjenlerden uzak durmaları konusunda eğitilmeleri gerekir.. Mümkünse çocuklar yanlarında   duyarlı oldukları besin veya ilaçları belirten bir açıklama(bileklik gibi) taşımalıdır.. Okulda öğretmenlerin ve sınıf arkadaşlarının da sorumlu ajanlar yönünden uyarılmaları gerekir.

Anafilakside önemli bir korunma yöntemi de hastane dışında oluşabilecek anafilaktik reaksiyonlara hastaların zamanında ve kendilerinin müdahale edebilmesidir. Bu amaçla adrenalin otoenjektörleri (0,15mg ve 0,3 mg’lık Epipen-,Anapen ) mevcuttur.. Çocuklarda önerilen doz 10–25 kg   için 0,15 mg; 25 kg’ın üstünde ise 0,30 mg’dır. Ülkemizde de Penepepin adı altında otoenjektör (Penepin 0,15mg ve 0,3 mg’lık ) mevcuttur. Risk altındaki çocukların, ebeveynlerinin, diğer yakınlarının ve öğretmenlerinin bu enjektörleri kullanma konusunda eğitilmeleri gerekir..

TEDAVİSİ  MÜMKÜN  MÜDÜR?

Anafilaksi,  hemen tedavisi gereken acil bir durumdur.  Tedavinin başlangıcında hastanın solunum yolunun açılması ve bacaklar yukarıda olacak şekilde sırtüstü yatırılması gerekir.

  • Tedavinin ilk adımında otoenjektör tarzındaki adrenalin uylugun  ön-yan tarafına  kas içine, hastanın şuuru açık ise antihistaminik ve steroidli ilaçlar  ağızdan verilmelidir.Bu arada en yakın acil polikniğine ulaşılmalıdır.
  • Riskli hastalar yanlarında otoenjektöre ilave antihitaminik, steroıidli ve nefes açıcı ılaçları bulundurmalıdır.
  • Acilde hekime ayrıntılı bilgi verilmelidir.
  • Anafilaksi geçiren çocukların, belirtiler yatıştıktan sonra yeniden tekrarlayabileceği riski nedeniyle hastane ortamında en az 24 saat daha tutulması gerekir. Hızlı tanı,zamanında ve etkin tedavi ile anafilaksde iyileşme oranı çok yüksektir. Ölümler, daha çok solunum yolu tıkanmasına  ve kardiyovasküler şoka bağlıdır.
More

Çocuklarda gıda alerjisi ve aşırı duyarlılık: Belirtileri, tanı ve tedavisi

Çocuklarda gıda alerjisi ve aşırı gıda duyarlılığı klinik pratikte oldukça yaygın karşılaştığımız bir durumdur. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi besin alerjisinin görülme sıklığı artmaktadır. Çocuklarının yaşı 1-2’den küçük olan ebeveynlerin yarısı, çocuklarının bazı semptomlarını gıda ile ilişkilendirirler; ancak bu şüphelerin çoğu zamanla kaybolur. Okul çocukları arasında yapılan bir araştırmada, %24’ü gıda alerjisi olduğunu veya bir dönemde gıda alerjisi geçirdiklerini bildirmişlerdir. Çocuklarda gıda alerjisi konusunda başta Ulusal Allerji ve Klinik İmmünoloji Derneğimizin, Besin Allerji Çalışma Grubu tarafından hazırlanan ”BESİN ALERJİSİ: TÜRK ULUSAL REHBERİ 2017 ” başta olmak üzere bir kaç kaynaktan derlediğim yazıyı dikkatinize sunmak istiyorum.

Bu yazıda genel olarak, Korunma, Gıda alerjisinin nedenleri, Gıda intoleransı, Anafilaktik reaksiyon, Gıda alerjisinin semptomları, Gıda alerjisinin tanısı, Tedavi, Gıda alerjisinin prognozu gibi konu başlıkları bulunuyor.

Besin alerjisi, besin proteinlerine karşı geliştirilen spesifik IgE antikorları aracılığı ile ortaya çıkan Tip I aşırı duyarlılık reaksiyonu olarak tanımlanmaktadır. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi besin alerjisinin görülme sıklığı giderek artmaktadır. Anne, baba ya da kardeşlerinde alerjik rinit, bronşiyal astım, atopik dermatit ve besin alerjisi gibi alerjik etyolojiye dayalı bir hastalık bulunan bebekler besin allerjisi açısından yüksek risk grubundadırlar. Besin alerjisi yönünden risk grubunda bulunan bebeklere uygulanması gereken tanı ve tedavi yöntemlerinin belirlenmesi, doğru tanı ve tedavinin yapılabilmesinde yararlı olacaktır.

Besin alerjisi, besin proteinlerine karşı geliştirilen spesifik IgE antikorları aracılığı ile ortaya çıkan Tip I aşırı duyarlılık reaksiyonu olarak tanımlanmaktadır. Spesifik IgE antikorları dışında farklı alerjik mekanizmalar da besin alerjilerinden sorumlu olabilmektedir. Anne, baba ya da kardeşlerinde alerjik rinit, bronşiyal astım, atopik dermatit ve besin alerjisi gibi alerjik etiylojiye dayalı bir hastalık bulunan bebekler besin alerjisi açısından yüksek risk grubundadırlar. Genel olarak, besin alerjisi bebeklerde ilk 1-2 yıl içinde daha sıktır. En sık alerjiye neden olan besinler inek sütü, yumurta akı, fındık, fıstık, ceviz gibi kabuklu kuruyemişler ve deniz ürünleridir. Yaş ilerledikçe alerjik besinlere karşı tolerans gelişmektedir.

Açık endikasyon yoksa, uzun eliminasyon diyetleri başlatılmamalıdır. Uzun dönemli eliminasyon diyetlerinin, örneğin atopik dermatit tedavisindeki faydaları konusunda çok az güvenilir kanıt vardır. Okul çağından önce başlatılan eliminasyon diyeti, ya çocuk okula gitmeden önce sonlandırılmalı ya da devamı için uygun ortam sağlanmalıdır.
Gıda aşırı duyarlılığı hem gıda alerjisi ile hem de gıda intoleransı ile ilgilidir. Gıda alerjisinde, semptomlara ek olarak immünolojik mekanizmayı tespit etmek de mümkündür. Bu, genellikle cilt prik testiyle veya serumdaki gıda spesifik IgE antikorlarını belirleyerek yapılır.

Çocuklarda gıda alerjisinden korunma

Gelişmekte olan bir hastalığın önlenebilmesi için, uygun risk gruplarının güvenilir bir şekilde tespiti ve önleyici tedbirlere erişminin sağlanması gerekir. Gıda alerjisi için etkili ve engelleyici, hiçbir önlem bulunmamaktadır. Annenin diyete bağlı antijenlerden, gebelik boyunca veya laktasyon döneminde kaçınmasının hiçbir şekilde koruyucu etkisi yoktur.

Emzirmenin, atopik hastalık ve gıda alerjisi oluşumundaki etkisiyle ilgili çelişkili kanıtlar vardır. 4–6 ay boyunca sadece anne sütüyle besleme, atopik egzama gelişmesine karşı bir miktar koruma sağlayabilir. Katı gıda başlangıcının, 4-6 aydan sonraya ertelenmesinin alerji riskini azaltması hakkında bir kanıt yoktur. Probiyotik bakteriler, atopik egzama ve IgE bağımlı alerjik hastalık riskini azaltmıştır, bunların kullanımı faydalı olabilir. Ancak etkiler suşa spesifiktir; en kapsamlı çalışılan suş Lactobasillus rhamnosus GG’dir.

Gıda alerjisinin nedenleri

Prensip oalrak, protein içeren herhangi bir gıda alerjiye neden olabilir. Çocuklarda en yaygın neden olan ajanlar; süt, yumurta ve buğdaydır. Polen alerjisi olan okul çağındaki çocuklar, çapraz reaksiyonlar yoluyla taze meyvelere ve kök sebzelere karşıda semptom verebilirler. İnek sütü, buğday, arpa ve çavdar alerjisi, Klinik olarak en önemli alerjilerdir. Çok küçük çocuklarda rastlanır; okul öncesi dönemden sonra nadirdir
Besinsel olarak önemli olan; bu gıdaların yol açtığı semptomlar, genellikle bebeklik döneminde, gıdanın çocuğun diyetine girmesinden birkaç hafta sonra ortaya çıkar.
Tanı, gözetim altında yapılan eliminasyon-yükleme testi ile doğrulanmalıdır.

Polen alerjisi
Farklı bitki alerjenleri, benzer yapıda olup, pek çok taze meyve, sebze ve kuruyemiş, oral mukozada kaşınma ve karıncalanma hissi şeklinde semptomlara (“oral alerji sendromu” diye bilinen) yol açabilir.
Fındık ağacı (fındık ve ceviz) ve badem semptomların yaygın nedenleridir. Semptomlara yol açabilen kök meyveler arasında patates, havuç, pırasa ve yabani havuç sayılabilir. Sıklıkla alerjen olarak davranan diğer sebze ve meyveler elma, armut, şeftali, kivi, erik, mango, domates ve tatlı biberdir. Aralarında hardal, kimyon, zerdeçal, zencefil ve tarçının da bulunduğu baharatlar da zaman zaman semptomlara yol açabilir.

Meyve ve sebzelerin hazırlanması (pişirme ve dondurma), alerjik özelliklerini ortadan kaldırır, polen alerjisi olanların çoğu, bu sebze ve meyveleri tüketebilir hale gelir.
Okul-öncesi çağdan sonra, alerjenlerden kaçınma, semptomların ortaya çıkışına bağlıdır. Çapraz reaksiyonlara bağlı olarak, cilt prik testlerinde ve spesifik IgE antikor testlerinde yanlış-pozitif sonuçlar olabilmekte ve semptomlarlada uyum sağlamadığından, önerilmemektedir.

Polen-gıda çapraz reaksiyonlarına neden olan diğer alerjenler
Yerfıstığı, soya, balık, kabuklu deniz ürünleri, muz, avokado
Gıda intoleransı
Enzim eksikliği
En yaygın form, laktoz intoleransına neden olan laktaz eksikliğidir. Semptomlar okul çağına veya yetişkinliğe kadar ortaya çıkmaz.
Histamin salgılatan, biyojenik aminler
Çilek, narenciye, çikolata, domates
Anafilaktik reaksiyon
Teorik olarak, herhangi bir gıda sebep olabilir.
Çocuklarda: Süt, buğday ve yumurta
Çocuklarda ve yetişkinlerde: sert kabuklu yemişler, tohumlar, yerfıstığı, balık, kabuklu deniz ürünleri

Besin alerjileri ile ilişkili klinik tablolar

Sindirim sistemi: Oral alerji sendromu, sindirim sistemi anafilaksisi, besin proteini kaynaklı proktokolit ve enterokolit, enteropati sendromu.
Deri: Atopik dermatit, ürtiker, anjiyoödem.
Solunum: Burun akıntısı, burun tıkanıklığı, akut astım bulguları, laringospazm.
Genel: Anafilaksi, besin kaynaklı egzersiz sonucu oluşan anafilaksi, Heiner sendromu (besin kaynaklı pulmoner hemosideroz), şiddetli ve üçüncü aydan sonra devam eden kolik ve huzursuzluk.

Ailede alerji hikayesi: Sigara kullanımı (dışarıdaki, arabadaki, büyükanne-büyükbabaların evindekini vb. de içerir) Hastanın metabolik bir bozukluğu, çölyak hastalığı veya laktoz intoleransı olabilir mi? Büyüme şeması (uzunluk, ağırlık, baş çevresi) Bebek (< 1 yaş)

Öykü: Semptomlar daha ileri tetkikleri gerektiriyor mu, yoksa normal bebekliğin bir parçası mı? Bebeklerin her biri özeldir ve çocuğun memnuniyet, mutluluk, ağlama, uyuma-uyanma düzeninde görüldüğü gibi mizaçlarıda farklıdır. Karışıklığa neden olan faktörlerin değerlendirilmesi özellikle önemlidir. En son başlanan gıdalar deneme amacıyla elimine edilebilir ve çocuk semptomların gelişmesi için gözlemlenebilir. Eğer bunun faydası olursa, elimine edilen gıdalar tekrar birer birer başlatılabilir.

Tanısal çalışma sırasında, hiçbir yeni gıdanın rastgele eklenmemesi özellikle önemlidir.
Semptomlar üzerinde herhangi bir etkisi olmayan, hiç bir diyet durdurulmalıdır.
Daha büyük çocuklar
Gıdayla uyarılmış semptomlar beklenmez
Polen alerjisinde çapraz reaksiyonlar: yukarıya bakınız
Yaz aylarında iyileşen bir döküntüye, gıda alerjisinin yol açması pek mümkün değildir .
Gıda alerjisinin semptomları
Ciltte bulguları Ürtiker, cildin kızarması (ani reaksiyonlar), atopik egzamanın alevlenmesi (gecikmiş reaksiyon)
Ciddi atopik egzamalı bebekte, gıda maddesi genellikle alevlendirici faktör olarak bulunur. Atopik dermatit, kuru kış havası, stres ve enfeksiyonların da içinde bulunduğu birçok faktör tarafından alevlenebilir. Tekrarlayıcı model yaygındır, bu da pek çok yeni gıdanın başlatıldığı bebeklikte zor bir durumdur.

Intestinal semptomlar, Karın ağrısı, kusma, gaita kıvamında değişiklikler, inatçı ağlama ve huzursuzluk, yorumlanması çok güç ve gecikmiş reaksiyonlardır. Bağırsak hareketlerinin sıklığı bireyler arasında büyük farklılıklar gösterir. Örneğin, bir bebek için normal bir düzen bir günde 10 kez dışarı çıkmak veya haftada bir çıkmak olabilir (çocuğun iyi ve normal olarak gelişiyor olması şartıyla).
Gastrointestinal semptomlardan en belirgini, sindirimden neredeyse hemen sonra ortaya çıkan ve bu yüzden sorunlu gıdayla (domates, narenciye ve polen alerjisinde elma) kolayca ilişkilendirilebilen ağız ve dudaklar etrafındaki kontakt alerjidir. Diyetteki bütün değişiklikler, normal olarak bağırsak fonksiyonlarında değişikliklere yol açabilir.

Solunum yolu semptomları, Rinit, kaşıntılı gözler, hapşırma ve nadiren dispne.
Bu belirtiler, genellikle ürtiker ve anafilaksi belirtileri olarak görülen, ciddi sistemik reaksiyonlarla ilişkilidirler. Gecikmiş, hücre-aracılıklı semptomların ortaya çıkmasından önce saatler-günler geçebilirken, IgE-aracılıklı semptomlar genellikle birkaç dakika içinde ve 1-2 saati geçmeyecek şekilde ortaya çıkar. Gecikmiş bağırsak reaksiyonlarını ve atopik egzama alevlenmelerini belirli bir gıda ile ilişkilendirmek son derece güçtür. Çift-kör gıda yükleme tanıda faydalı olabilir.

Diğer semptomlar Gıda (gıda aşırı duyarlılığı) ile migren, artrit, sistit veya nefrit arasında bir ilişkiyi destekleyen kanıt yoktur.

Gıda alerjisinin tanı ve teşhisi

Temel bir kural olarak; güçlü bir şüphe olmadığı sürece, büyük çocuklara gıda alerjisi testi yapılmasından kaçınılmalıdır. Eliminasyon ve yükleme testleri tanının temelini oluşturur. Besin olarak önemli gıdalar için (küçük çocuklarda süt ve buğday), daha ciddi eliminasyon–yükleme testi yürütülmelidir, örneğin aşağıdaki şekilde: Şüpheli gıda(lar) diyetten tamamen çıkarılır(1–2 hafta için). Semptomların gelişmesi/kaybolması bir semptom günlüğüne kaydedilir. İyileşme ve semptomların kaybolması, gıda alerjisinin varlığını destekler ama tanısal değildir. Gıdanın tekrar başlatılması gerekir (yükleme).
Gıdanın küçük bir miktarı diyete tekrar konur ve çocuk semptomatik olmadığı sürece miktar, günlük normal (yaşla uyumlu) miktarına kadar yavaş yavaş artırılır.

Semptomlar, genelde tüketilen miktarların uygun olması halinde, gıdanın başlatılmasından en fazla 1-2 gün sonra (semptom günlüğü) tekrar ortaya çıkar. 5 günden sonra ortaya çıkan semptomlar alerjiyi göstermez. Ani reaksiyonlara, detaylı bir öykü alınmasıyla tanı konulabilir. Besin olarak daha az önemli gıdalar için test yapmaya gerek yoktur, diyetten tamamen çıkarılıp daha geç bir evrede tekrar başlatılabilirler.
Gıdanın yol açtığı şüpheli anafilaktik reaksiyonlar: eğer belirgin bir anafilaktik reaksiyon şüphesi varsa, hastanın şüpheli gıdayı evde tekrar denemesi istenmemelidir; alerjen yüklemeyle ilgili karar her zaman bir uzman tarafından verilmelidir. Pozitif cilt prik testleri veya spesifik IgE antikorlarının varlığı tanı için yeterli değildir. IgA ve IgG antikorları herkeste saptanabilir ve tanı koymada yararlı değildir. Okul-öncesi ve daha büyük çocuklar, tipik olarak cilt prik testlerine ve kan testlerine klinik bir anlamı olmayan pozitif sonuçlar verebilir. Yama veya epikutan test, uzman ortamında, seçilmiş hastalarda, bilimsel araştırma yapmakta kullanılan yöntemlerdir. Mevcut bilgiye göre yeterince güvenilir bir test değildir.

Besin alerjisinde tanı yöntemleri: 2 – Ek bilgiler

Tip I aşırı duyarlılık aracılığı ile ortaya çıktığı bilinen anafilaksi gibi sistemik ya da çeşitli sistemlere ait alerjik kaynaklı olabilecek olan bütün bulgularda, özellikle öyküde bir besin alınmasını takiben ortaya çıkan alerjiyle ilişkilendirilebilecek bulguların varlığında besin alerjisi düşünülmelidir. Besinler deri ve sindirim sistemi ile ilgili alerjik bulgulara neden olabilecekleri gibi üst ve alt solunum yolu ile ilgili alerjik bulgulara da neden olabilmektedirler. Ancak besin alerjilerinde tek başına solunum yolu bulgularının ortaya çıkması nadirdir.

Öykü: Bulguların sorumlu olabilecek besinlerle ilgisi dikkatli bir şekilde sorgulanmalıdır. Besin alerjisinde birden çok sistemi ilgilendiren bulguların ortaya çıkması tanıyı destekler.

Fizik muayene: Dikkatli bir sistemik muayene ile gözden kaçabilecek olan ayrıntıların değerlendirilmesi tanıda çok önemlidir. Ancak sistemik muayene tanı koydurucu değildir.
Sorumlu besin maddesinin tespit edilmesine ilişkin yöntemler

Deri prik testi: Her yaştaki çocukta yapılabilir. Tanıyı destekler. Ancak öykü ile birlikte değerlendirilmesi önerilir, tek başına tanı koydurucu değildir. Spesifik IgE ölçümü: Pahalı bir test olup, ilk aşamada çoklu besin tarama testi şeklinde yapılması önerilir. Deri
prik testleri gibi öykü ile birlikte değerlendirilmesi önerilir, tek başına tanı koydurucu değildir. Besin alerjilerinin bir kısmı IgE dışı mekanizmalarla olabileceği için, alerji testlerinin normal bulunması “besin alerjisi” tanısını dışlamaz. Bu nedenle klinik bulguların besin alımı ile ilişkisinin değerlendirilmesi daha önemlidir.

Besinin çıkarılması: Sorumlu olduğu düşünülen besin maddesinin diyetten çıkarılması ile bulguların kaybolması besin alerjisi tanısında yararlı olabilir. Sıfır-1 yaş grubunda en sık rastlanan besin alerjisi nedeni inek sütü proteini alerjileridir.

Besin yükleme: Besin alerjisi tanısında önemlidir. Çift kör plasebo kontrollü yöntemle yapılacak olan besin yükleme testi besin alerjisinin tanısında altın ölçüttür. Ancak yapılmasındaki zorluklar nedeniyle tek kör ya da açık besin yükleme testleri de tanı koydurucudur. Bu testler anafilaksi riski nedeniyle deneyimli kişiler tarafından ve
önlem alınmış ortamlarda yapılmalıdır.

Çocuklarda gıda alerjisi tedavisi

Gıda alerjisi semptomlara neden olan gıdalardan kaçınarak, tedavi edilir. Kaçınmanın boyutu semptomların şiddetine bağlıdır; eğer semptomlar hafifse şüpheli gıdayı tamamen elimine etmeye gerek yoktur.Normal, yaşa uygun, bir diyet sağlamak için çalışılmalıdır. Eğer besin olarak önemli gıdalar (süt, tahıllar) elimine edilecekse, alternatif gıdaların sağlanması garantilenmeli ve bu bakımda bir diyetisyen yer almalıdır.
Amaç, normal büyüme ve gelişmedir. Gıda alerjisi olan çocukların çoğunluğu, kazayla şüpheli gıdaya maruz kalabilirler. Ebeveynlere alerjik reaksiyonlar için ilk yardım olarak antihistaminik kullanımı öğretilmelidir. Eğer çocuk önceden ciddi bir sistemik reaksiyon geçirdiyse, yanında kullanımı gösterilmiş bir adrenalin oto-enjektörü taşımalıdır.

Besin alerjisinde tedavi önerileri

Diyet: Besin alerjisi olduğu saptanan olgularda öncelikle sorumlu besinler diyetten çıkarılmalıdır. Bunun yanında sorumlu besinler anne sütüne geçebileceğinden, emziren annelerin de diyetinden çıkarılmalıdır. Atopik dermatit ya da bronşiyal astım gibi bir başka alerjik hastalığı olan çocuklarda besin alerjisi kanıtlanmadıkça alerjik bulgulara neden olabilecek besinlere karşı diyet uygulanması önerilmez.

Beslenme: Besin alerjisi tanısı ile izlenen ve diyet önerilen bütün çocuklarda dikkatli bir büyüme gelişme izlemi yapılmalı, beslenme durumları izlenmeli ve gerekli ek destekler
sağlanmalıdır. İnek sütü alerjisi olup anne sütü alamayan bebeklerden anafilaktik reaksiyonu bulunanlara amino asit esaslı elementer mamalar, anafilaktik reaksiyonu olmayıp diğer tip alerjik bulguları olanlara tam hidrolize veya amino asit esaslı elementer mamalar önerilir. İnek sütü alerjisi tanısı almış bebeğe kısmi hidrolize mama önerilmez.

Besin etiketlerinin önemi; Marketlerde satılan tüm besin maddelerinin üzerindeki
etiket içerikleri dikkatli bir şekilde okunmalıdır. Alerjik olan besin maddeleri sorgulanmalı, restoran ve benzeri yerler gibi ev dışındaki ortamlarda hazırlanan besinlerin tüketilmesi sırasında görevlilerden besin içerikleri ile ilgili bilgi istenmeli ve gizli bulaşa dikkat edilmelidir. Özellikle sistemik anafilaksi bulguları görülen olgularda çok dikkat edilmelidir

Takip ve bakımın düzenlenmesi

Çocuğun yaşı, klinik bulguların şiddeti ve öykü birlikte değerlendirilerek altı ay ya da bir yıllık aralarla olgular tekrar değerlendirilmelidir.  Besin olarak önemi olmayan bireysel gıdalar, eğer gıdanın semptomlara neden olduğu açıksa, birinci basamak sağlık hizmetlerince bu gıda elimine edilebilir. Eliminasyon ve tekrar başlatma bir semptom günlüğü tutarak evde yürütülebilir. Bu çocukların nasıl takip edilmesi gerektiği konusunda yeterli çalışma yoktur. Bu yüzden takip rutinlerine klinik deneyim yol gösterir.

Besin alerjisi olan olgularda yaşam kalitesinin arttırılması

Besin alerjisi saptanan çocukların ailelerine bu konuda gerekli olan izlem ve tedavi önerileri konusunda bilgi verilmelidir. Ayrıca acil anafilaksi ortaya çıkma durumunda
acil tedavi basamaklarında kendilerinin yapmaları gerekenler dikkatli bir şekilde öğretilmelidir. Anafilaksi riski olan olguların “tek kullanımlık adrenalin enjektörleri” taşımaları sağlanmalıdır. Ailelerin çocuğun yanında bulunmadığı bir sırada gerçekleşebilecek olan anafilaksi reaksiyonlarının farkedilebilmesi ve tedavisinin
başlatılabilmesi amacıyla, anafilaksi riski bulunan çocukların bu konuya dikkat çekecek kola takılabilecek bilezik ya da boyuna takılabilecek kolye şeklinde bir belirteç
taşımalarının sağlanabilmesi önemlidir.

Yumurta alerjisi olan çocuklarda çocukluk çağı aşılarının yapılması 
Yumurta ile anafilaktik reaksiyon geliştirdiği belirlenen olgularda, yumurta embriyonunda hazırlanmış olan ve yumurta proteinleri içeren aşıların (influenza vs) yapılması nadir de olsa alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Yumurta ile anafilaksi öyküsü olan olguların çocuk alerji uzmanlarına yönlendirilmeleri uygun olur

Bir uzmana sevk için endikasyonlar
Yaygın egzaması veya kötüleşen semptomları olan küçük bir bebek
Zor veya kafa karıştırıcı semptomları olan küçük bir bebek ve ebeveynin gıda alerjisinden emin olması
Önemli bir besin maddesine karşı gıda alerjisi olduğu düşünülen bir bebek (süt, buğday)
Gelişme eksikliği
Diyete sürekli kendi kendine yapılan sınırlamalar
Birinci basamak sağlık hizmetlerinde
Eliminasyon diyetindeki bir çocuğun büyümesi, büyüme şemaları ile izlenir.
Aşılar normal programa göre verilir. Yumurta alerjisinde, eğer çocuk yumurtaya karşı anafilaktik reaksiyon geçirmediyse, aşılamayı engellemez. Aile, diyeti normal bir diyete doğru genişletmeye ve rasyonalize etmeye teşvik edilir. Çocuğun diyeti en geç 5 yaşında tekrar değerlendirilmelidir: Belirli gıdalardan kaçınma bir eliminasyon-yükleme testine mi dayanıyor? Durum bir uzman tarafından tekrar değerlendirilmeli mi?

Hasta ve ailesinin eğitiminde dikkat edilecek noktalar
• Alerjenden kaçınma.
• Anafilaksinin ilk bulgularını tanıma.
• Anafilaksi durumunda yapılacakların iyice anlatılması.
• Uygun zamanda kas içi adrenalin yapılmasının sağlanması.
• Hastanın anafilaksi riski olduğunu ve anafilaksiye yol açabilecek sorumlu besin maddesinin yazılı olduğu kola takılabilecek bilezik ya da boyuna takılabilecek kolye
şeklinde bir belirteç kullanılmasının sağlanması.
• Adrenalin otoenjektör reçetesi yazılması ve kullanımı için eğitim verilmesi.
• Hastanın hastaneden eve gönderilmesinden sonra da takip ve tedavinin çocuk alerji uzmanı tarafından dikkatle devam ettirilmesi.

More

Çocuklarda Egzama (Atopik Dermatit)

Çocuklarda egzama (Atopik dermatit) sık göürlen bir hastalıktır. Nerdeyse her on çocuktan birinde görülebilen bir hastalıktır. Çocuklarda görülen egzama ilerde astım ve alerjik nezle gelişmesi için de büyük risk oluşturmaktadır.

Egzama (Atopik Dermatit)

Çocuklarda en sık görülen, uzun süre devem edebilen, tekrarlamalar gösteren alerjik deri hastalığıdır.
Egzama Görülme Sıklığı
Çocuklarda görülme sıklığı 15-20 arasında iken yetişkinlerde %1-3 arasındadır. İstanbul’da yapılan çalışmada egzama sıklığı 13-14 yaş grubunda %2.8 iken 6-7 yaş grubunda %6.5 bulunmuştur.

Egzama Belirtileri
Bebeklerde egzama diğer adıyla atopik dermatitin ilk belirtisi yanaklarda olan kızarıklıklardır. Aileler genellikle öpmeyle olduğunu düşünürler. Bazı zamanlar azalır bazı zamanlar ise çok belirginleşir. Aslında alerjik yürüyüşe başlandığının ilk belirtisidir. Bebeğin büyümesiyle boyun altlarında, kol ve bacakların dış yüzeylerinde kızarıklık olmaya başlar. Bebek daha da büyümeye başlayınca artık kızarıklıklar eklem yerlerinde olmaya başlar. Bebeğin cildi kurudur. Kaşıntı ve huzursuzluk olur.

Egzama Teşhisi
Bebeklerde yüzde kızarıklık, boyunda veya kulak arkasında kızarıklık veya eklem yerlerinde kaşıntılı, kızarıklık olması halinde egzamadan şüphelenmek gerekir. Bu belirtilerin görüldüğü bebek veya çocukların anne veya babalarında veya akrabalarında alerjik hastalıklar varsa egzamadan şüphe daha da artmaktadır. Egzama belirtileri olan bebeklerin veya çocukların muayenesi yapılır. Kızarıklığın egzamaya uygun olup olmadığı değerlendirilir. Egzamanın belirtileri varsa, aileden alınan bilgiler ve bebeğin muayenesi sonucunda egzama düşünülüyorsa nedene yönelik testler yapılmalıdır.

Genelde bebek doğduktan sonra 3 ay içinde belirtiler olduğu için aileler testin yapılamayacağını düşünür. Ama işin aslı öyle değildir. Alerji testleri doğumdan itibaren kandan ve ciltten her yaşta yapılabilir.

* Egzama teşhisinde alerji testleri

Çocuklarda egzama için alerji testi doğumdan itibaren yapılabilmektedir. Kandan ve ciltten alerji testleri yapılır. Kandan alerji testi cilt testine göre daha pahalı ve daha az duyarlı olduğu için genellikle deriden alerji testi yapılmaktadır.

Testler bebeklerde sırttan yapılırken büyük çocuklarda daha sık koldan yapılmaktadır. Alerjenler damlatılır ve alerjenlerin cildin içine nüfus etmesi sağlanır.
Çocuklarda alerji testini çocuk alerji uzmanları veya çocuk alerji uzmanları gözetiminde yapılması doğru teşhis ve tedavi için çok önemlidir. Test doğru teknikle yapılmazsa alerji olmasına rağmen yanlış olarak saptanamayabilir veya tam tersine alerji olmadan alerji var denilerek gereksiz yere bebeğin uzun süre diyet yapmasına sebep olup bebeğin büyümesi ve gelişmesine zarar verilebilir.

Alerji testleri tek başına teşhis koydurmaz. Bu testin doğru değerlendirilmesi, yorumlanması ve çapraz reaksiyonlar konusunda deneyimli olunması gerekir. Test sonucunda alerji saptanmışsa bu alerjinin egzamanın asıl nedeni olup olmadığı da anlaşılmalıdır.
Alerji testinin doğru teknikle yapılması, yorumlanması, çapraz reaksiyonların değerlendirilmesi, saptanan alerjinin gerçekten egzamanın nedeni olup olmadığının belirlenmesi konularında en deneyimli olanlar ise çocuk alerji uzmanlarıdır.

Alerji testi nadir de olsa ciddi reaksiyonlara neden olabilir ve bu reaksiyonların tanınması ve müdahale edilebilmesi için bu konuda tecrübeli olan çocuk alerji uzmanının olması ve gerekli tıbbi ekipman ve ilaçların hazır bulundurulması çok önemlidir.
Alerji testleri doğumdan itibaren kandan ve ciltten her yaşta yapılabilir. Test için açlık veya tokluk önemli değildir. Bazı ilaçların testten 1 hafta önce alınmaması gerekir. Özellikle antihistaminikler ve öksürük şurupları kullanılmamalıdır.

Egzamanın Tedavisi

Egzama tedavisinde alerjenlerden ve kimyasallardan korunma, cildi nemlendirme ve cilde uygulanan tedaviler yer almaktadır.

* Korunma
Egzama tedavisi için alerji saptanan gıda kesinlikle diyetten çıkarılır. Diline bile sürmesi alerjiye neden olur. Hatta bazen nefes sıkışması, tansiyon düşmesi gibi ciddi alerjik sorunlara neden alabilen alerjik şoka bile neden olabilir. Bu nedenle sıkı diyet önemlidir. Katkı maddesi içeren gıdalar tüketilmemelidir. Çünkü gıda alerjisi olan kişilerde katkı maddelerine karşı alerji 10 kat daha fazla görülmektedir. Bebek anne sütü alıyorsa annenin de diyet yapması gerekir. Çünkü annenin sütünden de alerjik madde geçebilmektedir.
Egzamalı çocuklarda ev tozlarına alerji çok sık görülmektedir. Bu nedenle ev tozu alerjisinde de önemleler alınmalıdır.

* Cilt temizliği ve banyo

Cildin temizliği ve bakımı çok önemlidir. Çünkü egzamalı çocukların cildi kurudur ve bariyeri bozuktur. Cildi zarar vermeyen sabun ve şampuanlar kullanılmalıdır. Haftada 2-3 defa banyo yapılmalıdır. Banyodan çıkarken de vücudun su kaybını önlemek için banyo yağları kullanılmalıdır. Banyo yağları küvetin içine veya durulama suyuna konularak uygulanabilir. Kurulama havluyla nazikçe ve tamponlayarak yapılmalıdır.

* Cildin nemlendirilmesi
Egzamalı çocukların cilt bariyerleri bozuk ve ciltleri kuru olduğu için egzama tedavisinde nemlendirici kullanmak çok önemlidir. Gün en az 2 defa nemlendirici kullanılması faydalı olur. Her banyodan sonra ilk 5 dakika içinde hafif nemliyken kullanılması da tavsiye edilir.

* Egzamalı çocuğun banyosu
Egzama tedavisi için haftada 2-3 kez banyo önerilir. Ciddi vakalarda buğday veya mısır nişastalı su içinde 10-15 dakika beklemeleri önerilir. Banyoda kullanılan sabun ve şampuan cildi kurutmamalı ve tahriş etmemelidir. Banyo sonunda cildin yağlanmasını sağlayan banyo yağları kullanılması tavsiye edilir. Banyo sonrası 3-5 dakika içinde nemli haldeyken sağlam deriye nemlendirici egzamalı bölgeye doktorunuzun önerdiği merhemler kullanılır. Havluyla tampon yaparak kurulanmalıdır.

* Egzama tedavisinde egzamayı düzelten merhemler

-Kortizonlu merhemler
Kaşıntılı cilt lezyonları için kullanılır. Banyodan sonra uygulanacaksa banyodan hemen sonra ilk 5 dakika içinde uygulanmalıdır. Günde 3 defa uygulanabilir.
-Pimekrolimus merhem
Kortizonlu merhemlerden daha az etkilidir. Zararlı etkisi daha azdır ancak henüz 2 yaş altında ruhsatı yoktur.
-Kaşıntı azaltıcı ilaçlar
Kortizonlu merhemler kaşıntıya faydalıdır. Antihistaminik ilaçlar da kullanılabilmektedir.

* PUVA
Çok deneyimli ekiplerce uygulanabilir. Cilt kanserine yatkınlık yaratabilir.

* Ultraviyole ışın tedavileri
Tedaviye cevap vermeyen hastalarda faydalı olabilir. 12 yaş üstünde uygulanabilir. Güneşe hassas olanlara uygulanmamalıdır.

* Aşı tedavisi (immunoterapi)
Henüz egzamalı çocuklara aşı uygulanması tavsiye edilmemektedir.

* İmmunosüpresif tedaviler
Tedaviye dirençli vakalarda uygulanabilir.

* Antiseptik tekstil ürünleri (ipek giysiler)
Nemlendirme ve tedavi edici merhemler sürüldükten sonra ağır egzamalı çocuklara tavsiye edilebilir. Ciltten su kaybını azaltmaktadır. Cildi daha az tahriş eder. Cilde mikrop yerleşmesini azaltır.

Egzama Nedenleri

Cildin yapısında bulunan yağ miktarında ve içeriğinde değişme olur. Cildin yapısındaki bu değişme sonucunda deriden yoğun su kaybı olur. Su kaybı dirençli kaşıntıya neden olur. Cildin yapısının bozulmasıyla alerjik gıdalar veya çeşitli kimyasal maddeler cilde daha fazla zarar vererek iltihap hücrelerin cilt bölgesine toplanmasına neden olur. Bu olaylar sonucunda da ciltte egzamanın belirtileri ile karşılaşırız.

Egzama gelişmesinde genetik çok önemlidir. Filaggrin mutasyonu denilen genetik bir bozukluk egzama oluşmasında önemlidir. Bu genetik bozukluk sonucu cildi dış etkenlerden koruyan bariyer özelliğinde bozulma görülmektedir.

Bebeklerde görülen egzamada en önemli neden gıda alerjisidir. Tedaviye başlanmadan önce nedenin ne olduğu net olarak belirlenmelidir. Aksi taktirde egzamalı çocuklara genellikle nemlendirici ve kortizonlu merhemler verilir. Düzelir gibi olur ama bir türlü düzelmez, tedaviye yanıt vermez. Çünkü altta yatan neden gıda alerjisi olup alerjik gıdaya devam edildikçe hastalık son bulmaz. Bu nedenle kesin sebebin bulunması gerekmektedir.

Egzamanın Önemi
Egzaması olan çocuklar ilerde astım ve alerjik nezle açısından %60-70 risk taşırlar. Akciğer hırlama çok sık olur. Özellikle gıda alerjisi saptananlar ve flaggrin mutasyonu olanlarda astım ve alerjik nezle gelişme riski yüksektir. Bu nedenle astım ve alerjik nezle belirtileri yönünden sıkı takip edilmelidir. Egzama, gıda alerjisi astım ve alerjik nezlenin sırasıyla çocukta gelişmesine alerjik yürüyüş diyoruz. Bu nedenlerle egzamayı basite almamalıyız.

Egzama ile Karışan Hastalıklar
* Seboreik dermatit dediğimiz yağ bezlerinin iltihabi durumu sıklıkla egzama ile karışır. Bu durum sıklıkla koltuk altlarında ve genital bölgelerde görülmektedir. Saçlı deride görülen seboreik dermatit halk arasında konak olarak bilinir. Konak egzamalı çocukların saçlarında sıklıkla vardır ve tedaviye dirençlidir.
* Diğer egzamayla karışan durum ise uyuzdur. Uyuz ani başlar, koltukaltlarında ve genital bölgelerde kaşıntı daha fazla olur. Uyuzda genelde yüzde kaşıntı olmaz. Uyuzun tipik döküntüsü deneyimli uzmanlar tarafından tanınabilir.
* Diğer egzamayla karışan hastalık ise sedef hastalığıdır. Sedefte pullanma ön plandadır.

Öneriler

-Egzamalı bebekler yünlü ve sıkı kıyafetler giymemelidir. İpek giysiler şiddetli egzma hastaları için önerilebilir.
-Nemlendirici kullanmalıdır.
-Cildi kurutmayan ve tahriş etmeyen uygun sabunlar kullanılmalıdır.
-Bunun dışında kımızı ve kaşıntılı deri döküntülerine doktorunuzun uygun gördüğü ilaçlar verilmelidir.
-Ciltten alerji testi ile alerjik gıda bulunmalıdır. Egzamalı çocukların %70’inde gıda alerjisi vardır. Altta yatan alerji bulunup o alerjenden tam diyet yapmalıdır. Bu çocukların çoğunda süt, yumurta ve çukulata alerjisi çok sıktır. Diline bile sürmesi alerjiye neden olur.
-Katkı maddesi içeren gıdaları tüketmemeleri gerekir.
-Annenin tükettiği gıdalar anne sütüyle de geçebilmektedir. Anne sütüyle beslenen bebeklerin anneleri bebeğin alerji olduğu gıdayı tüketmemelidir. Ancak anne sütü alırken annenin diyetinden egzama etkilenmiyorsa anne diyet yapmayabilir.
-Egzamalı çocuklarda peş peşe hapşırma, burun kaşınması, sık nezle, sık öksürük, sık hırıltı, nefes sıkışmaları gibi belirtileri olduğu taktirde mutlaka alerjik nezle ve astım yönünden incelenmelidir. Çünkü egzamalı çocuklarda astım ve alerjik nezle görülme riski yüksektir.

Egzamalı çocukların egzama konusunda uzmanlar tarafından teşhis edilip tedavi edilmesi çok önemlidir. Çocuk alerji / immünoloji uzmanları çocuklardaki egzama ve alerji hastalıkları konusunda özel eğitim almış uzmanlardır. Bu nedenle çocuk alerji uzmanla tarafından egzamadan şüphelenilen çocukların incelenmesi ve teşhis konulup tedavi edilmesi gerekir.

More

Çocuklarda Alerjik Nezle (Saman Nezlesi)

A-Çocuklarda Burun Tıkanıklığı Belirtileri Nelerdir?

Çocuklarda burun tıkanıklığı gece huzursuz uyuma, ağızdan nefes alma ve horlama şeklinde kendini gösterir. Gece rahat uyuyamayan çocuk çok terler. sabahları uykusuz ve yorgun uyanır. İştahsızdır. Gün içinde huzursuzluk ve sinirlilik devam eder. Okul başarısı düşebilir. Burun tıkanıklığı çok uzun süre devam ederse yüzde iskelet sisteminde kalıcı değişiklikler gelişir. Üst çenede dişlerin öne itilmesi, alt çenenin geriye itilmesi ve burun kökü genişlemesi bu değişikliklerden bir kaçıdır.

B- Çocuklarda Alerjik Nezle Sonucu Gelişen Hastalıklar Nelerdir?

Çocuklarda yıl boyu süren alerjik nezleye bağlı gelişen burun tıkanıklığının sonucu olarak tekrarlayan sinüzit ve orta kulakta sıvı birikmesi sık görülen durumlardır. Sinüzit, viral bir üst solunum yolu enfeksiyonunun, yani soğuk algınlığı veya nezlenin normalde geçmesi gereken 1 hafta – 10 günden uzun sürmesi, özellikle sabah kalkıldığında artış gösteren balgamlı öksürükler, sarı burun akıntısı, geniz akıntısı, burun tıkanıklığı belirtilerinin görülmesi ile tanınır. Orta kulakta sıvı birikimi ise ateş ve kulak ağrısı ile gelebileceği gibi sadece belli belirsiz bir duyma kaybı ile de kendini gösterebilir. Sözü edilen birinci durumda orta kulakta iltihaplı bir sıvı birikimi söz konusu iken, ikinci durumda ise iltihapsız bir sıvı birikimi vardır. Her iki durumda da duyma kaybının kalıcı olmaması için mutlak olarak altta yatan alerjinin tedavi edilmesi gerekmektedir.

B-Çocuklarda Alerjik Nezle Nasıl Teşhis Edilir ?

Alerjik nezlede tanı hastanın hikâyesi ve destekleyici laboratuar testleri ile konur. Burun tıkanıklığı, burun akıntısı, burun kaşıntısı, hapşırık ve göz yaşarması belirtilerinin yaşamın çoğu gününde görülmesi halinin varlığı; bununla beraber alerji testlerinde pozitiflik saptanması ve burun akıntısında alerjik hücrelerin tespiti tanı koydurmaktadır.

C-Çocuklarda Alerjik Nezle Nasıl Tedavi Edilir?

Alerjik nezlede birinci basamak tedavi alerjinin saptandığı maddeden bireyin uzak tutulmasıdır. İkinci basamakta ise ilaç tedavisi gelir. Bu tedavi ağızdan alerji şurup / hapları ile ve/veya kana karışmayan kortizonlu burun spreyleri ile sağlanabilir. Tedavi her hasta için farklılık göstermektedir. Çevre önlemleri ve ilaç tedavisinin yanı sıra problemin kökten çözümü için “Dil Altı Damla Aşı” tedavisi uygulanabilir.

D- Çocuklarda Alerjik Nezle Astımı Nasıl Etkiler?

Çocuklarda astım ve alerjik nezle sıklıkla birarada görülür. Solunum yolu bir bütündür ve alerji tüm solunum sistemini birden etkiler. Burunda bir sorun olduğunda akciğerler de bundan etkilenir. Burun tıkanıklığına bağlı ağızdan nefes almak zorunda kalan hasta kuru ve soğuk havayı akciğerlerine çeker. Bunun sonucu olarak astım alevlenmeleri daha sık yaşanır. Ayrıca, burun tıkanıklığına bağlı uzamış soğuk algınlığı sonucu gelişen geniz akıntısı da akciğerlerde hassasiyet yaratır. Bu nedenle burundaki alerjik sorun tedavi edilmeden çocuk astım hastalarında tedaviden tam yanıt almak mümkün olmaz. solunum yolu bir bütün olarak tedavi edilmelidir.

More

Çocuklarda Astım

 

 

 

 

Çocukluk çağının en sık rastlanan kronik hastalığı olan “astım” sıklığı ülkemizde  % 6-10 civarındadır. Astım, çocukluk çağında okul kaybı ve hastane yatışlarının önemli bir sebebidir.

Çocuklarda astım sıklığı nedir?

  • Çocukluk çağında en SIK rastlanan kronik hastalık, Astım sıklığı ülkemizde  % 6-10 civarındadır.
  • Çocukluk çağında okul kaybı ve hastane yatışlarının önemli bir sebebidir.

Çocuklarda astım tanısı nasıl konur?

 

  • Astımlı hastalar genellikle aralıklı olarak ortaya çıkan  “hırıltı, nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi, sadece öksürük” gibi şikayetler ile doktora başvururlar.  Genellikle bu şikayetler bir üst solunum yolu enfeksiyonunu takiben başlar. Bunun dışında 6 yaşından büyük çocuklarda solunum fonksiyon testleri ( akciğer kapasitesini ölçen testler) tanıda yardımcıdır.
  • Alerjenin varlığına ilişkin testler de yapılabilir fakat alerjisi olmadan da benzeri şikayetleri olan çocuklar vardır. Fakat altta yatan alerjik bir zemin var ise çocukların daha yakından takip edilmesi gerekir

Hangi çocuklar ileride astım gelişimi açısından risklidir?

 

Okul öncesi dönemde çocuklar yılda 5-8 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilir. Bazı çocuklarda hava yolları daha hassastır ve genellikle Üst solunum yolu enfeksiyonlarını (ÜSYE) takiben hırıltı nefes darlığı, uzamış öksürük gibi şikayetler ile doktora başvururlar.

Okul öncesi dönemde çocukların nerede ise % 50’sinde buna benzer şikayetler görülebilir. Bu çocukların önemli bir kısmı büyüdükçe bu şikayetler azalır ve ortadan kaybolur ama bir kısmında şikayetler daha ileriki yıllara kadar devam eder ve astım tanısı alırlar.

Hangi çocukların iyileşeceğini ya da hangi çocukların hayatlarının ileriki yıllarına kadar şikayetlerin devam edeceği ya da astım tanısı alacağını önceden kesin olarak mümkün değildir.

Bununla birlikte:

  • Şiddetli hırıltı/bronşiolit nedeni ile sık hastane yatışları
  • Son 6 ay boyunca en az 3 hırıltı atağı
  • Ailesel astım hikayesi
  • Atopik dermatit
  • Rinit varlığı (ÜSYE yokluğunda)
  • Hırıltı  (Solunum yolu enfeksiyonu yokluğunda)
  • Yapılan testlerde alerjinin saptanması

Astım gelişimi açısından risk faktörleridir.

Astım tedavisinde kullanılan ilaçlar nelerdir?

Astım ya da hava yolu hassasiyeti olan çocuklarda tedavi uluslararası tedavi rehberlerine göre planlanmaktadır. Bu tedavi rehberlerindeki ilk seçenek ilaçlar direkt hava yollarına verilen ilaçlardır. Bu hastalarda kullanılan iki çeşit ilaç vardır

 

  • Koruyucu/Tedavi edici ilaçlar
    • İnhale kortikosteroidler
    • Ağızdan alınan diğer ilaçlar (Çiğneme tableti)
  • Rahatlatıcı, şikayetleri giderici ilaçlar

 

Hafif astım;

  • Eğer çocuğunuzun çok aralıklı ve hafif şikayetleri var ise
  • Astım atakları hafif ve kısa süreli ise
  • Günlük aktivasyonları normal ise; sadece şikayeti olduğunda rahatlatıcı ilaçları kullanabilir.

 

Orta -ağır şiddette astım

 

  • Astım semptomları haftada iki kereden daha fazla ise
  • Ayda iki geceden daha fazla gece semptomu var ise
  • Astım atakları çocuğun aktivitesini engelliyor ise; her gün koruyucu ilaç kullanmalıdır.

 

Tedavide eğer püskürtme ilaçlar kullanılıyor ise kesinlikle direkt ağza sıkılmaz. Çocukların yaş gruplarına göre kullanılan bazı ara cihazlar vardır.

 

Nefes yolundan kullanılan kortizon içeren ilaçların zararlı yan etkileri var mıdır?

  • Astım tedavisinde kullanılan ilaçlar uygun dozlarda ve uygun ara cihazlar ile kullanıldığında sistemik yan etkiler açısından güvenilirdir.
  • Astımlı hastalar yaşıtlarına göre daha geç ergenliğe ulaşırlar. Erişkin boyları NORMALDİR
  • Özellikle ağır astımı olan hastalar uygun  bir tedavi almaz ise hastalığın kendisine bağlı olarak boy kısalığı görülebilir.

Çocuğumun okul seyahatlerine gitmesi uygun mudur?

EVET

  • Astımı kontrol altında olduğu sürece okul seyahatlerine gidebilir
  • Seyahat öncesinde mutlaka sorumlu kişilere çocuğun hastalığı gerekli durumlarda kullanılabilecek tedaviler ile ilgili bilgi verilmelidir

Astımı olan çocuklar spor yapabilir mi?

EVET

  • Astımlı Çocukların egzersiz yapmaları çok önemli
  • Fiziksel aktivasyon ile ortaya çıkan semptom var ise doktorunuza danışmalısınız.

Çocuğum okula başladığında ne yapmalıyım?

  • Çocuğunuzun hastalığını öğretmenden saklamayın
  • Çocuğunuzun astım semptomlarına ilişkin öğretmene bilgi verin
  • Doktorunuza danışarak eğer gerekli ise astım ilaçlarını okula gönderin

Astım tedavisi almakta olan bir çocuk hastalığı ile ilgili olarak nasıl bilgilendirilmelidir?

  • Çocuğunuz yaşıtlarının yer aldığı tüm normal günlük aktivasyonlarda yer almalı ve kendine güveni sağlanmalı
  • Mümkün olabildiğince bağımsız olabilmesi için cesaretlendirmelisiniz
  • Çocuğunuz büyüdükçe astımla ilgili olarak bilgilendirilmelidir.
  • Çocuğunuz ilaçlarını düzenli alma konusunda sorumlu olmalıdır.
  • Çocuğunuz hastalığı ile ilgili acil durumlarda kimi arayacağını bilmelidir
  • Okuldaki sorumlu kişiler çocuğunuzun hastalığı ve ilaçları ile ilgili bilgi sahibi olmalıdır.

Çocuğumun astımında ruhsal durumu önemli midir?

  • Heyecan, kızgınlık, aşırı korku çocukta astım atağını başlatabilir
  • Aile sorunları astımın kötüleşmesine sebep olabilir.
  • Ailenin pozitif ve olumlu yaklaşımı önemli

Diğer çocuklarımda astım olur mu?

Bulaşıcı bir hastalık değildir; fakat genetik önemli, özellikle anne, baba ve kardeşlerde astım saman nezlesinin varlığı diğer çocuklarda da alerjik hastalıklar gelişimi açısından bir risk faktörüdür.

Astım ve çevre

Astımlı hastaları değerlendirirken hastanın yaşadığı çevre ile ilişkili detaylar öğrenilmeli, çevresel alerjen miktarını azaltabilmek amacı ile uygun öneriler verilmelidir.

  • Hasta kontrole geldiğinde çevresel önlemlerin alınıp alınmadığı kontrol edilmelidir.
  • Özellikle ülkemiz şartlarında mutlaka pasif sigaraya maruziyet sorgulanmalı ve aile bu konuda bilgilendirilmelidir.

 

Astımlı çocuklarda önemli çevresel alerjenler nelerdir ve hangi kontrol yöntemleri kullanılmalıdır?

Ev tozu akarını nasıl azaltalım?

Ev tozu akarı hem dünyada hem de ülkemizdeki en önemli iç ortam alerjenidir.

  • Ev tozu akarı insan derisinden dökülen parçacıklar ile beslenir.
  • Erişkin bir yetişkin günde 0.5-1 gr deri artığı döker ki günde 100 000 ev tozu akarını beslemek için yeterli bir miktardır.
  • Yatak, yorgan, halılar, mobilyalar ev tozu alerjenleri için önemli kaynaklardır.
  • Bunların temizliği sırasında alerjenler havalanabilir.

Ev tozu akarı başarılı bir şekilde azaltılabilir mi? Bu önlemler hastaların klinik bulgularında bir farklılığa yol açar mı?

  • Gereksiz zaman ve para harcanmaması için hastalar ev tozu akarını azaltmaya yönelik önlemler konusunda doğru bilgilendirilmelidir.
  • Uyku süresince büyük miktarda alerjene maruziyet nedeni ile klinikte en önemli bölgelerdendir.
  • Alerjen –geçirgen olmayan yatak ve yastık kılıflarının kullanılması ve yatak materyalinin sıcak su ile yıkanması  (>55 C) yatak odasında ev tozuna maruziyeti azaltmak için en etkili yöntemdir ve ev tozu alerjeni miktarını anlamlı olarak azaltır.
  • Anti-alerjik kılıflara ek olarak akarasid ya da anti-mite şampuan vb gibi bazı kimyasal maddelerin kullanılmasının ek bir faydası olmadığını göstermiştir

Kuru temizleme

  • Tüm canlı ev tozu böceklerini öldürür!
  • Fakat alerjen konsantrasyonunu azaltmaz!

Astımlı çocuklarda önemli çevresel alerjenler nelerdir ve hangi kontrol yöntemleri kullanılmalıdır?

 

Hayvan alerjenlerini nasıl azaltalım?

  • Küçük kemirgenler ve kuşlar dahil olmak üzere tüm sıcakkanlı hayvanların idrar, dışkı ve tükürükleri alerjik reaksiyonlara yol açabilir.
  • Hayvanlara ait alerjenleri çok küçüktür, yapışkandır ve yüzeylere yapışır.
  • Hayvan alerjenlerinin evlerden okul vb gibi toplumsal yerlere taşınması rapor edilmiştir. Bu neden ile ev hayvanı olmayan çocuklarda bile hayvan alerjisi olabilir.
  • Evde hayvanlarla ilişkili alerjenleri ortadan kaldırmak için en etkin yöntem hayvanın gitmesidir.
  • Hayvan gittikten sonra bile alerjenleri ortadan kaldırmak için iyi bir temizlik gerekir.
  • Alerjen düzeyindeki azalmalar aylar alabilir, halıların ve kumaşlı mobilyaların kaldırılması bu süreyi kısaltır.

Eğer hayvan evden gitmiyor ise,

  • Hayvan yatak odasına sokulmamalıdır.
  • Hastanın yatak odasının kapısı kapalı tutulur.
  • Halılar ve kumaşlı mobilyalar mümkün olduğunca kaldırılmalı ve varolan bu tür materyal mümkün olduğunca hayvandan izole edilmelidir.

Hamam böceği alerjenlerini nasıl azaltalım?

  • Hamam böceği genellikle karanlık, nemli, ılık ortamları sever.
  • Hamam böceği alerjenlerinin evden temizlenmesi çok kolay değildir.
  • Profesyonel hamam böceği eradikasyonunun etkinliği tam olarak kanıtlanamamış olmasına rağmen elimizdeki tek seçenektir.
  • Amaç sadece yaşayan hamam böceklerini elimine etmek değil ayrıca hamam böceği artıklarını ortadan kaldırmaktır.
  • Özellikle kalabalık apartmanlarda yaşayan ailelerde infestasyonun tekrarı çok önemli bir problemdir. Kimyasal olarak ilaçlama dışında hamam böceklerinin kullandığı yiyecek ve su kaynaklarının ortadan kaldırılması gibi temel temizlik önlemleri çok önemlidir.
  • Boş poşetler, boş şişeler, gazete kağıtları vb gibi maddeler hamamböceklerinin sıklıkla sevdikleri bölgelerdir ve evde depolanmamaları gerekir!

Çevresel sigara dumanına maruziyet astımın oluşmasında ve şiddetinin artmasında çok önemli bir çevresel faktördür.

  • Ailelere sigara içmemeleri / ya da içecekler ise ev dışında içmeleri gerektiği söylenmelidir.
  • Hekimler sigarayı bırakma aktiviteleri konusunda bilgi sahibi olmalı gerekirse aileyi yönlendirebilmelidir.
  • Hastanın aktif sigara içimi ya da arkadaşlar, akrabalar, bakıcı vb. gibi olası sigaraya maruziyetin diğer kaynakları da araştırılmalıdır.
More

Hoş Geldiniz!

Çocuk Sağlığı Çocuk İmmünolojisi ve Alerjik Hastalıklar.

İLETİŞİME GEÇİN

  Uzman Doktor Faruk DEMİR